Hayatın merkezine konumlanan cep telefonları, sık sık güncellenmesi gerektiği uyarısı yapıyor. Ya yazılım ya yüklü programların güncellenmesi, yeni gelişmeler, değişiklikler sunarak bize kolaylık sağlayacağı belirtiliyor. İnsan da sunulan kolaylıkları, yenilikleri memnuniyetle kabul ediyor. Bu noktada sorulacak önemli bir soru var. Öncelikle “Kendimizi güncelleme için bir isteğimiz var mı? Hem bu, cep telefonunun güncellenmesinden çok daha önemli değil mi?”

Depremden etkilenen karı-koca:  El emeği ürünlerle geçimlerini sağlıyor Depremden etkilenen karı-koca: El emeği ürünlerle geçimlerini sağlıyor

Güzel ahlaklı olmak, güçlü bir şahsiyet, faydalı ilim sahibi olmak konusunda neler yapıyoruz? Zamanın dilini doğru anlama, bütüncül bir kavrama konusunda kültürümüzü zenginleştirebiliyor muyuz? Fikir dünyamızın derinliği ne durumda? Geçmişin koridorlarından geleceğe ulaşarak köprüler kurabilen tahlilleri belirleyecek miyiz? Yoksa akıllı telefonlardan çok daha muhteşem bir kapasiteye sahip olan insan aklı labirentler, çıkmaz sokaklar içinde çaresizce dolaşıyor, bunalıyor mu? Ya da bu aşamada “Akıllı kişi nefsine hâkim olan, ölüm ötesi için çalışandır” hadis-i şerifinin ışığından nasiplenebildi mi?

Kalbimiz ne durumda? Hangi sevdalarla avunuyor, neleri dert ediniyor? Rabbin rızasından gayrısının huzur getirmeyeceğinin farkında mı? Ümitlerimizin Hak rızasına uygun bir muhtevada olmasına özen gösterirken, korku ve endişelerimiz bizi yüce Rabbimize olan iman, tevekkül ve teslimiyetimizi zedeleyecek bir duruma düşürmemelidir. Hırslar, affedemeyişler, adaletsizlikler, merhamet yoksunluğu, gıybet, cimrilik, haset putlarını kırmadıkça bu ölümcül hastalıklardan kurtulamayacağının farkında mı?

Bu hastalıklara şifa olacak yenilikleri, onarma çabaları düzenli sürdürülüyor mu? Tarihe, siyasete, sanata, edebiyata, kültüre dair söylenecek sözlerimiz, güçlü fikirlerimiz, düşüncelerimiz var mı? Bu alanlarda yeni sürümler, iyileştirmeler, güncellemeler ne aşamada?

YENİLENMEK İÇİN NE YAPMALI?
İşte hayatımızın tüm zemininde yenilenmek, kendimizi geliştirmek için, ebedi mutluluk ufkunda muhabbetle coşarak ruhların huzur bulması için acil güncelleme gerekiyor.

Biliyoruz ki kişi kendini, her anını güncellemeli, Rabbinin her nefesle kendisine yeni bir hayat bahşettiğinin farkında olmalıdır. Yine bildiğimiz gibi iki günü birbirine eşit olan kişinin yorulması, geri kalması, pörsümesi ve atıl olması kaçınılmazdır. Bu nebevi uyarıdan anlıyoruz ki her an yeniden can bulanlar, kendini geliştirip tazeleme iradesini gerçekleştirenler iki cihanı mamur etme saadetine erenlerdir.

Mümin ubudiyet sıfatlarından, teslimiyet sıfatlarından, fedakârlıktan yoksun olamaz. Kulluk sıfatının yitirilmesi Muhammed (SAV) Ümmeti’nin en önemli yitiğidir. Bir kalpte aşk ve ubudiyet her an güncellenmesi gereken konudur. Eğer bu onarım, düzeltme ve iyileştirmeler yapılmıyorsa kalpte ilk önce çürüme oluşur. Ne hazindir ki insan sonra da insanlığını kaybeder.

Rabbimizin kullarına çok büyük değer verdiğini tefekkür etmeliyiz. Bu nedenle Rabbimizi memnun etmek için kulluğumuzu düzeltmeye, onarmaya çalışmalıyız. Hz. Mevlana; “Bazı âlimlerin Allah’ın varlığını ispatlamaya çalışmaları ne şaşılacak şeydir. Allah’ın varlığı sabittir. Sen kulluğunu ispat etmeye çalış.” buyurmuştur. Burada da imanı artırmanın önemi vurgulanmaktadır.

Müminin kulluğunu ispatlama, sahici iyileştirme, güncelleme gayesiyle irade göstermeye ihtiyacı vardır. Müminin hayatında kesintisiz olarak kalbiyle Allah merkezli bir irtibatı vardır. Bundan elde edilen huzur hali kâmil insan inşasında vazgeçilmez bir rol oynar.

Gafletten, ehl-i gafletten uzak durulması, sükût ve teslimiyet uygulamalarının güncellenmesi de büyük önem taşımaktadır. Sami Efendi’nin kelam-ı kibarından olan “sükût güzel ahlakın başıdır, sükût hikmettir, sükût kuvvetsiz, kudretsiz, hâkimiyetsiz bir heybettir” sözleri ne güzel örnektir.

Hak âşıklarının zaman zaman muhabbetten, bazen ayaklarının kayma korkusundan bazen de ilahi azametin heybetinden yürekleri kuş gibi çarpar. Mümin olan herkes Allah adıyla irkilir ve ürperir. Taşlar bile bu ürpermeyle yerinde duramaz ve yuvarlanırken, sertlikte taşlardan da katı, ürperme nedir bilmeyen duygusuz bir gönül sahibi olmak, ilahi rahmetten mahrum olmak anlamına gelir. Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem: “Allah’ım faydasız ilimden, ürpermeyen kalpten, doymayan nefisten, icabet edilmeyen duadan sana sığınırım.”(Tirmizi) buyurarak bu acı akıbetten Rabbine sığınmıştır. Bu da güncellenmesi gereken imani bir konudur.

KENDİMİZİ GÜNCELLEME VAKTİ HALA GELMEDİ Mİ?
Fudayl Bin İyaz namlı bir eşkıya idi. Gecenin vakti, yoldan geçen bir kervanı kuşattı. Tam saldırıp yağma, talan edeceği sırada namaz kılanları gördü. İmam Hadid Suresi 16. Ayeti okuyordu: “İman edenlerin Allah’ı ve indirilen hakikati anınca ta kalplerinde ürperti duymalarının vakti hala gelmedi mi?” Bunu duyan Fudayl titremeye başladı, ağlayarak, “geldi ya Rab, vallahi geldi!” diyerek tövbe etti. İslam tarihinin en seçkin âlimlerinden oldu. Demek ki kendimizi güncelleme niyeti ve gayretiyle vahyin aydınlığında, nebevi ufukla yola çıkmak, yol almak ve yol olmak tam da insanların yüreğine nüfuz ediyor, gönülleri fethediyormuş. Şimdi soruyoruz: Kendimizi güncelleme vakti hala gelmedi mi?

Rabbimiz, “Müminler birbirinin kardeşidir.” (Hucurat/10)buyurmuştur. Allah Rasûlü bu ilahi emri mü’minlere şöyle tefsir etmiştir: “Mü’minler birbirini sevmekte, birbirine merhamet etmekte, birbirine yardım etmekte bir vücuda benzerler. Vücudun bir uzvu hasta olduğu zaman diğer uzuvlar bu sebeple uykusuzluğa ve ateşli hastalığa tutulurlar.”(Buhari, Müslim) Bu ilahi uyarılara göre davranış geliştirmek, hem dünya hem ahiret hayatı için gerçek yenilenme ve sistem güncellemesi olacaktır.

Hiç kimse kurtuluşunu toplumdan ayrı kalarak gerçekleştiremez. Kurtulanlar sevdikleriyle beraber kurtulur. Müslümanların oluşturdukları birliktelik; kendisi olma sırrına ermek için yola çıkanların siret aynası bedestenidir. Kendi olma sırrını anlamak; varlığının sebebini tefekkür etmek, razı olmak ve razı etmek anlamına gelir. İşte bedestenin aynalarında kendi hakikatini görenler, erdemli olmanın ancak birbirinin elinden tutmakla, gönlüne dokunmakla gerçekleşeceğini görürler.

Derdi ve davası olan müminlerin birlik ve beraberlik halinde olmaları kendilerini korumanın ve kurtarmanın tek yoludur. Vahye sünnete dayalı birliktelik, birey ve toplum halinde varlığımızı sürdürebilmeye, bu yolda beraber yürümeye fırsat verecektir.

Müslümanların bu dünya gurbetinde yollarını kaybetmeden yürümeleri için vahyin ışığında, Rasûlullah’ın sünnetini hayatlarına rehber edinmeleri hayati önem taşıyor. Hem fert olarak her Müslüman’ın, hem tüm İslam devletlerinin varlığını, başarısını ve yaşama şansını sürdürmesi buna bağlıdır.

Alacakları İslami eğitimle Müslümanların birlik ve beraberlik içinde olmaları, İslami bir hayat tarzını benimsemeleri, yaşadıkları olaylar karşısında ya da küresel güçlerin fıtrata aykırı dayatmalarına karşı birlik olmaları Müslüman olarak yaşayabilmelerinin şartlarından bir diğeridir.

Allah Rasûlü namaz öncesi “safları düzgün tutun, karışık tutmayın ki kalpleriniz de karmakarışık olmasın.” uyarısında bulunurdu. Kalplerimizin karışıklığını düzenlemek için safları sıklaştırmak gerekiyor demek ki. O halde evet diyoruz, şimdi bir ve beraber olma zamanı. Kendimizi güncelleme, yenileme, onarma vakti artık geldi!

Kaynak: Emel Sözcüer, Altınoluk Dergisi, Sayı: 448

Kaynak: İslam ve İhsan

Editör: Haber Urfa